PRAG

”Orta Avrupa’nın romantik ve cazibeli şehri Prag…” Bu cümleyi ya da bu cümlenin türevlerini Prag ile ilgili olabilecek her yazıda görebilirsiniz. Artık kökeni kime ya da kimlere dayanıyor bilmiyorum ama kim dediyse ”cuk” diye oturmak tabiri vardır argoda, işte Prag için tam da böyle olmuş bana göre. Bu zamana kadar yaptığım ve yapacağım seyahatlerimin tümünü olabildiğince tek yapmaya çalışıyorum. Prag için de bu durum söz konusu oldu ama tabi bir aması var, Prag’ın o eşsiz atmosferini daha derinden hissetmek istiyorsanız sizin için özel olan insanla yapın, ben bir sonraki Prag seyahatimi öyle yapacağım çünkü 🙂 Birazcık subjektiflikten sonra artık objektifliklere doğru yola çıkalım 🙂 Aslında yine subjektif bir cümle olacak ama bu cümle artık herkes tarafından bilinen bir hale geldi: ÇOK UCUZ… Gerçekten Orta Avrupa ülkelerinin güzelliğine güzellik katıyor şu iş. Kasım ayında gittiğimde 1 Euro = 25 Çek Kronu gibi bir rakamdı. Yalnız burada ki önemli husus, şehirdeki birçok döviz bürosunda bu kurdan bozulmuyordu, bunun için sizlere ufak bir bilgi vereyim : Old Town Meydanı’na çok yakın bir konumdaki kaldığım Franz Kafka Hostel’in altındaki döviz bürosunda muhtemelen en iyi kura paranızı bozdurabilirsiniz.

ULAŞIM:

İstanbul’dan yaklaşık 2,5 saat süren bir uçuşun ardından Václav Havel Havalimanı’na iniyoruz. Pasaport işlemlerimiz hallettikten sonra şehir merkezine ulaşım için en iyi seçeneğimiz olan otobüsümüze doğru yol alıyoruz. Şehir merkezine ulaşım için doğrudan bir metro veya tren maalesef bulunmamakta, bunun için aktarma yapmanız gerekiyor. Şehir merkezine veya en yakın metro istasyonuna en hızlı ulaşım için otobüs hat no. 119’u veya  hat no. 110’u tavsiye edebilirim. Eğer 119 nolu otobüse binerseniz, son durak olan Nádraží Veleslavín’de inmelisiniz ve buradan da metronun A hattına geçiş yapabilirsiniz. Bu istasyona ulaşma süreniz ortalama 20 dk sürüyor. Metroya bindikten sonra ise şehir merkezine ulaşma süreniz ortalama 15 dk sürüyor. Bu arada eğer Malá Strana ( Küçük Şehir)’a gidiyorsanız inmeniz gereken istasyonun ismi Malostranská olacaktır. Eğer Old Town (Eski Şehir)’a gidiyorsanız inmeniz gereken istasyonun ismi Staroměstská olacaktır. Biletinizi Václav Havel Havalimanı’nda biletmatiklerden nakit ya da kredi kartı ile alabilirsiniz. Alacağınız biletin aktarmalı olmasından dolayı metro istasyonunda tekrar almanıza gerek de yok bu arada, fakat metro istasyonunda okutmayı da unutmayın !!! Tüm bu yolculuğunuz için alacağınız biletin ücreti ise 32 CZK olacaktır.

PRAG GEZİLECEK YERLER:

1-ESKİ ŞEHİR MEYDANI (OLD TOWN SQUARE) :

Her şehrin görülmeye değer birçok yapısının bulunduğu meydanlar vardır. İşte Prag için o meydan Eski Şehir Meydanı olacaktır. Prag denilince akla gelen bu meydan Orta Çağ boyunca pazar alanı olarak kullanılmış. Bu meydanda bulunan Astronomik Saat, Eski Belediye Sarayı, Jan Hus Anıtı, Aziz Niklaus Kilisesi gibi yerler mutlaka görmelisiniz dediğim yerlerden olacaktır. Mutlaka görmelisiniz diyorum ama umarım Asyalı turistlerden görebilirsiniz, çünkü ellerinde fotoğraf makinaları ile cart curt her yeri çekme telaşında oluyorlardı 😀

2-ASTRONOMİK SAAT VE ESKİ BELEDİYE SARAYI :

Old Town Meydanı’nda bulunan ünlü Astronomik Saat, Prag’ın kesinlikle en ünlü simgelerinden birisi olma özelliği taşıyor. Saat’in bu kadar ünlü olmasının en önemli nedeni ise günümüzde hala çalışabiliyor olan dünyanın en eski saati olmasıymış. Günümüze kadar çok fazla tamir ve onarımdan geçmesine rağmen hala varlığını sürdüren Astronomik Saat, 12 saat dilimini ve 12 burcun sembollerini taşıyor. Saat başlarında ortaya çıkan figürlerin dansıyla meydandaki pek çok kişinin etrafında toplanmasına yol açtığı bu saat 3 kısımdan oluşuyor. Ölümü, aç gözlülüğü, sefayı ve kibri sembolize eden 4 heykel ilk kısmını oluştururken, ikinci kısmında ise zamanı ve güneş ile ayın hareketlerini gösteren mekanizma yer alıyor. Saatin son ve en yeni bölümü ise günün tarihi ile birlikte burçları gösteriyor. Her saat başı ise bu ilginç gösteriye şahit olabilirsiniz. Zaten önündeki kalabalığı gördüğünüz an anlayın ki saat başı gelmiştir : D Eski Belediye Sarayı ise ilk olarak 1338 yılında inşa edilmiş olup bodrum katında Romanesk ve Gotik tarzdaki yaşam bölümlerine yer verilmiş, yönetim binasının şu anki halini almasıysa 1905-1910 yılları arasındaki çalışmalar sonucunda gerçekleşmiştir. Bahsettiğim Astronomik Saat ise 14.yy’da bu yapıya eklenmiş olan kulenin üzerinde bulunmaktadır. Burayı görmenizi tavsiye ederim demeyeceğim bu sefer 😀 Çünkü ister istemez zaten göreceksiniz.

3-AZİZ VİTUS KATEDRALİ:

Guiness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en büyük antik kalesi olan Prag Kalesi sınırları içerisinde yer alan Aziz Vitus Katedrali birçok turist için Prag’da görülmesi gereken ilk yerler arasında yer alıyor. Gotik mimarinin en iyi örneklerinden biri olan St. Vitus Katedrali, izleyeni kendisine hayran bırakacak güzellikte bir yapıya sahip gerçekten. Dış mimarinin üzerindeki heykellere özellikle dikkat etmelisiniz. Herbiri birbirinden ürkütücü olan bu heykeller, aslında yağmur sularının dışarı doğru atılmasını sağlayan çörtemlermiş. (Çörtem: Damlaların yağmur ve kar sularını bina duvarlarından uzağa akıtmak için ahşap yapılarda tahtadan, kagir yapılarda taş veya betondan yapılan, dışarı doğru uzanmış oluğa denir.) Kötü ruhu ve şeytanı temsil eden bu ürkütücü çörtemler, inanışa göre katedral çevresindeki kötü ruhu yağmur suları ile birlikte dışarı akıtıyor. Dış cephede yer alan rölyefler de katedral ve Hıristiyanlık dini ile ilgili önemli olayları konu alıyor. Aziz Vitus ile ilgili olaylar, IV. Charles ile katedralin inşası ve tamamlanması ile ilgili olaylar da resmedilmiş. Şehrin karşı yakasında bulunan bu yeri görmenizi tavsiye ederim 🙂

4-PRAG KALESİ:

9.yüzyıldan günümüze uzanan hikasiyle Prag Kalesi, kendi içinde bir şehir olarak anılmaktadır. İhtişamlı mimari yapılar, krallar ve kraliçeleri ağırlayan saray ve bahçeler, azizlerin anısını yaşatan kutsal mekanlar, sanat eserleri, mücevherler bu kalenin değerli yapı taşlarındandır. Bohemya ve Kutsal Roma İmparatorlar’ına ev sahipliği yapan kale, Romanesk’den Gotik mimariye yaşadığı dönüşümle dikkat çekiyor. Her biri ayrı bir kutsallık ve tarihi ögelerle geçmişten günümüze hikayelerini anlatan yapılar, günümüzde daha çok müze işlevi görmektedir. 45 hektarlık bir alan üzerine kurulmuş bu müthiş yer günümüzde Çekya Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edilmiş durumdadır. Dolayısıyla girişte bir güvenlik aramasından geçmek durumundasınız. Burayı mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum 🙂

5-CHARLES KÖPRÜSÜ:

Prag’ın görülmesi gereken en önemli yerlerinden birisi de Vlatna Nehri üzerinde bulunan Charles Köprüsü’dür. Eski kentten kaleye gitmek için kullanabileceğiniz yol üzerinde yer alan 516 metre uzunluğundaki bu köprü mimari ayrıntıları sayesinde kente gelen gezginlerin Prag seyahatlerindeki uğrak noktalarından biri haline gelmiştir.1342’de yaşanan sel felaketi sırasında ağır hasar gören Judith Köprüsü’nün yerine IV. Charles’in emriyle 1357-1402 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapılmasını emreden hükümdarın adıyla anılmaya 1870’de başlanan köprünün her iki yakasında savunma amaçlı kuleler de bulunuyor. Köprü üzerinde ayrıca Hz.İsa’nın yanı sıra aziz ve azizelerin betimlendiği 30 heykel bulunuyor. Çok turistik bir yer olmasından ötürü sizlere tavsiyem öğlen vakti yerine daha çok sabah ya da akşam vakti burayı ziyaret etmeniz yönünde olacaktır. Çünkü öğlen vakitleri burada tam bir kaos hakim 🙂

6-DANS EDEN EV:

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti olan Prag, çeşitli tarihi yerler, özellikle de tarihi evler ve mimari bakımından oldukça zengindir ve çok sayıda ilgi çekici mimari yapılara sahiptir. Bunlardan biri ve oldukça dikkat çekeni, iki dansçıdan esinlenen ve son derece özgün bir bina olan Hollywood’un 1930’lu yıllardaki meşhur dansçı çiftin Fred Astaire ve Ginger Rogers’ın ölümsüz anısı. Yani Prag Dans Evi… Hollanda menşei sigorta firması Nationale Nederlanden’in tasarımı için Vlado Milunic ile Frank Gehry’i görevlendirdiği Vltava Nehri kıyısındaki evin dış yüzeyi cam ağırlıklı kısmı kadını, diğer tarafı ise erkeği temsil ediyor. Burası için birçok yazıda şehir merkezinde olduğundan bahsedilsede aslında tam olarak şehir merkezinde de sayılmaz bana göre. Burayı görebilmeniz için birazcık tabanlara kuvvet diyorum ben 🙂 Ama ne olursa olsun bir defa da olsa bu yapıyı görmenizi tavsiye ediyorum 🙂

7-ALTIN YOL (GOLDEN LANE):

Prag’a gitmeden önce bir Franz Kafka hayranı olarak kesinlikle gitmeliyim dediğim bir yerdi Golden Lane. Ama burayı bulabilmek için hiç bu kadar zorlanacağımı düşünmemiştim açıkçası. Sokakta sorduğum birçok insanın ilk defa duyuyoruz sözlerine ”Yuh Artık” tepkisiyle cevap verme noktasına gelmiştim ta ki bir akşam gittiğim Prag Kalesi’nin arka taraflarında görene kadar. Golden Lane mimari olarak birbirinden renkli ve minik 11 tarihi evin bulunduğu bir sokaktır. Prag Kalesi’nin arka tarafına eklenen yeni bir duvarla oluşan ve Bild Kulesi ile Daliborka Kulesi arasında kalan aralık bu şekilde değerlendirilmiş Orta Çağ’da. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılar restore edilmiş ve 1950’li yıllarda sokaktaki evler canlı renklere boyanarak müzeye çevrilmiştir. Evlerden bir tanesi ise günümüzde Silah Müzesi olarak kullanılıyor. Müzede zırhlı giysiler, keskin savaş aletleri, zırhlı maskeler, mızraklar ve bıçaklar sergileniyor. Ziyaretçilerin silah müzesinde yaylı tüfek kullanarak ok atabilecekleri tek kişilik bir poligon da bulunuyor. Bu tüfekler, müzedeki pencerelerden dışarıya doğru, gelen düşmanlara karşı kullanılırmış. Siz de deneyimlemek isterseniz eğer 3 atışın fiyatı 50 CZK. Golden Lane’da görülmesi gereken diğer bir yer ise 22 kapı numarasına sahip mavi boyalı ev. Burası Franz Kafka’nın 1916 – 1917 yılları arasında gelip, kız kardeşi Ottla ile kaldığı ve yazılarına devam ettiği evmiş. Franz Kafka, A Country Doctor adlı eserindeki hikayelerin bir kısmını burada yazmış. Nobel ödüllü yazarlardan Praglı Jaroslav Seifert’da burada yaşamış yazarlardandır. Ancak yaşadığı ev 1930’lu yıllarda yıkılan birkaç evden biri olmuştur. Unutmadan söyleyeyim, eğer gitmek isterseniz akşam saat 5’den sonra girişler ücretsiz oluyor, bilginiz olsun. Burayı görmenizi ise şiddetle tavsiye ediyorum 🙂

8-JOHN LENNON DUVARI:

Lennon Duvarı ya da diğer bir deyişle John Lennon Duvarı, Çekya’nın başkenti Prag’da yer alan üzerindeki graffiti ve çizimlerle ünlü olan bir duvardır. 1980’li yıllara kadar gayet sıradan bir duvarken, 8 Aralık 1980’de John Lennon’un silahla vurularak öldürülmesinin ardından duvara yapılan John Lennon portresi ve Beatles grubunun şarkı sözlerinin bazılarının graffitisinin yapılması her şeyin başlangıcı olmuştur. Zamanla barış ve sevgiyi temsil eden Lennon Duvarı, 1988 yılında Çekoslovakya’nın 9. Cumhurbaşkanı Gustáv Husák tarafından itici bulunmaya başlanmış ve üzerine graffiti yapılması engellenmeye çalışılmış, varolan graffiti sözlerin de silinilmesi için uğraşılmıştır. Komünist rejimden sonra iticiliği sona eren ve Prag’ın en önemli turistik noktalarından biri haline gelen duvarda önceleri yalnızca John Lennon portresi varken artık her gelen gönlünce bir şeyler çizmekte, duvarın üstüne yeni sözler ve graffitiler eklemektedir. Dolayısıyla her seferinde bambaşka bir duvarla karşılaşabiliyorsunuz. Kale tarafında yer alan bu duvar Charles Köprüsü’ne de çok yakın bir konumda bulunuyor. Prag denilince akla gelen bu duvarı görmenizi mutlaka tavsiye ederim 🙂

9-KAFKA MÜZESİ:

Prag’da yer alan bu eşsiz müze, Kafka’nın iç dünyasını yansıtır şekilde kurulmuş, bu yüzden alışılmıştan oldukça farklı. Müzenin ilk bölümünde Kafka’nın yaşadığı yerler ve ailesine dair bilgiler var. İlerledikçe kendi el yazısıyla yazılmış birçok mektup, rapor ve günlük görebileceksiniz. Babasına ve Milena’ya yazdığı, ölümünden sonra eserleştirilen mektuplarının orijinalleri de müzede hoş bir atmosfer içerisinde sergileniyor. Bu bölümü tamamladıktan sonra ikinci bölüme geçiş yapıyorsunuz. Kırmızı ışıklandırmaya sahip merdivenlerden sonra ineceğiniz odada Kafka’nın eserlerindeki karakterlerin isimleri yer alıyor ve aynı zamanda bu odada birkaç telefon var. Ahizeyi kaldırdığınızda Almanca konuşan birinin sesini duyuyorsunuz. Ayrıca müzenin bazı bölümlerinde oturup izleyebileceğiniz, Kafka’nın hayatıyla ilgili bölümlerin sergilendiği odalar var. Benim inanılmaz mest olduğum, karanlık ve etkileyici müziklerle değişik bir atmosfere sahip Franz Kafka Müzesi, edebiyat severler için bir cennet niteliğinde bana göre. Kafka’nın tüm yaşamıyla ilgili bilgilerin yanı sıra eserleriyle ilgili çok önemli ipuçları var. Charles Köprüsü’nün hemen yanı başındaki bu müzeyi mutlaka ama mutlaka ziyaret edin 🙂

10-SEKS MAKİNELERİ MÜZESİ:

Prag’da Old Town Meydanı’na çok yakın olan ve girişi için 18 yaş sınırı bulunan bu müzede geçmiş yüzyıllardan günümüze geçen süre boyunca kullanılan seks makineleri sergileniyor. Tam olarak Astronomik Saat Kulesi’nin karşısındaki sokakta bulunan bu müze üç kattan oluşuyor. İçeride sadece seks makineleri değil çıplak kadın figürlerinden oluşan günlük eşyalar ya da geçmiş yüzyıllardan kalma playboy dergileri de mevcut. Bence girilmesine hiç gerek olmayan bir müzeydi. Bu müzenin asıl olayı giriş kısmında bulunan kırmızı renkli seks ölçer koltuğuydu. Gidecek olursanız eğer denemenin de bedava olduğu bu koltuğa oturabilirsiniz ama müze kısmının çok bir esprisinin olduğunu söyleyemem 😦 Girmek isteyenler için giriş ücreti ise tam 250 CZK, öğrenci 150 CZK.

PRAG’DA YEME-İÇME:

1-TRDELNİK:

Old Town’da 2 adımda bir Trdelnik satan yerlere rastlayacaksınız. “Prag kokoreçi” diye bahsedilen Trdelnik aslında bir Slovak tatlısıymış. Trdelnik, bir çeşit tatlı hamurun silindire sarılıp köz ateşinde döndürülerek pişirilmesinin ardından şeker, badem, fındık, tarçın çeşitlerine bandırılıp sıcacık servis edilmesiyle oluyor. Bu tatlıyı ben size sıcak şarap ile denemenizi tavsiye ederim 🙂

2-LANGOSE:

İşte bizim bişi-pişi dediğimiz, bayıldığımız belki de bayılmadığımız ( 😀 ) lezzete benzer bir seçenek. Hamur kızartması. Ama gördüğünüz gibi epey büyük. Kızartıldıktan sonra bir çeşit kaşar peynir rendesi ve ketçap süslemesiyle servis ediliyor. Bence ketçapla çok da güzel olmuyor ama zevkler tartışılmaz tabiki, siz isterseniz deneyebilirsiniz.

3-SVICKOVA:

Çek mutfağının en popüler yemeklerinden biri olan Svíčková, bonfile etinden yapılıyor. Oldukça tuzlu olan etin üzerine veya yanına krema sos ekleniyor. Ekmek dilimleri ile de servis ediliyor.

4-ÇEK BİRALARI:

Muhtemelen daha önce biranın Çekya’da sudan ucuz olduğunu duymuşsunuzdur, duymadıysanız da şimdi duymuş olun gerçekten böyle 🙂 Ama bu size biranın kalitesiz olduğu şüphesine düşürmesin. Hatta dünyanın en iyi biralarıyla karşılaşacağınızdan hiç şüpheniz olmasın.

4.1-PİLSNER URQUELL:

Dünyanın birçok ülkesinin en meşhur bira markasına adını veren Pilsner, aynı zamanda Çekya’nın da en meşhur bira markası. Birçok yerde bulabileceğiniz bu biranın en önemli özelliği ise içinde bulunan şerbetçi otu miktarının fazla olmasıymış.

4.2-BUDWEİSER:

Budweiser Amerika tarafından alınıp pazarlanana kadar Çekya’nın en çok tercih edilen ikinci bira markası olma özelliğini taşıyormuş. Diğer bira markalarına göre biraz daha yumuşak bir içimi vardı ve diğerlerine göre biraz daha az köpüklüydü.

4.3-KOZEL:

Oldukça estetik bir şişesi ve üzerinde ki keçi resmiyle tanıyacağınız bira markası. En çok tercih edilen bira markaları arasındaymış Çekya’da. Orta sertlikte bir tadı olan bu birayı açıkçası ben çok beğenmemiştim. Tabi dediğim gibi zevkler tartışılmaz…

PRAG KALINACAK YERLER:

Elbette adresimiz yine bir hostel odası oldu Prag’da da 😀 Staroměstská metro istasyonuna ve Old Town Meydanı’na 2 dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Franz Kafka Hostel buradaki adresim oldu. Hem konumu gereği hem de fiyat performansı açısından memnun kaldığım bir hosteldi. Sizde eğer yolunuz Prag’a düşerse rahatlıkla tercih edebilirsiniz 🙂

BİR SONRAKİ SEYAHATTE GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE DOSTLARIM ESEN KALIN 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s